19 Temmuz 2009, İstanbul
Yeni Türkü konseri yine beni aldı, uzaklara, ailece gittiğimiz Enez tatillerinde sağlı sollu geçtiğimiz ayçiçeği tarlalarının ortasına götürdü, orada bıraktı bir süre....
"Başka türlü birşey benim istediğim" dediğiniz anlarda yanıbaşınızda bulduğunuz, gurbete kaçtığınızda içinizdeki hüzün, geçmişe dönüp baktığınızda,
"Geri verin
Arnavut kaldırımı yollarda
Bir kızın saçlarında
Gönlümün vals yaptığı
Akasya kokulu sabahlarımı" dedirten şarkıların sahipleriydi onlar ne de olsa.
30 yıl geçse de coşkularından, gençliklerinden ve enerjilerinden birşey eskilmediğini görmek çok güzel. Bazı insanlar hiç yaşlanmaz, Derya Köroğlu işte o insanlardan biri. Murathan Mungan'ın her ne spekülasyon sonucu olursa olsun katkısı bence çok büyük, eşsiz bir buluşma olmuş...
Yeni Türkü'nün bol flütlü, kemençeli, klarnetli ezgilerinin arasında okuduğunuz her cümlede, konuştuğunuz her insanda bulduğunuz aşkınıza rastlayabilir, herşeyin kendi dilinde konuştuğu dünyanın kapılarını aralayabilirsiniz. Ne de olsa onlar, denizlere çıkan sokakların, İstanbul'u güzel ama zabitlerini yaman bulanların, şiirlerle şarkılarla kendini avutanların, göç yollarında kaybolanların, maskeli baloda dans etmeye devam edenlerin şarkılarıdır.
Mucize gibi gelen bir başka şarkıları da "sesler yüzler sokaklar", yine sözleri ile Murathan Mungan'a şapka çıkarmayı hakettirir bana göre:
"Kıvrılırken bir kentin alanına
Tutunur geçmiş yıllarına
Tutunur anılarına
İnce uzun duvarlar
Kaç hayat yaşadınız söyleyin
Sesler yüzler sokaklar"

Düşünüyorum da ayçiçeğinin bana bu kadar huzur vermesinde belki de "Günebakan" ezgilerinin bile katkısı olabilir, bilinçaltı işte, nereden vuracağı hiç belli olmaz.