25 Temmuz 2009 Cumartesi

30 yılın türküsü


19 Temmuz 2009, İstanbul


Yeni Türkü konseri yine beni aldı, uzaklara, ailece gittiğimiz Enez tatillerinde sağlı sollu geçtiğimiz ayçiçeği tarlalarının ortasına götürdü, orada bıraktı bir süre....
"Başka türlü birşey benim istediğim" dediğiniz anlarda yanıbaşınızda bulduğunuz, gurbete kaçtığınızda içinizdeki hüzün, geçmişe dönüp baktığınızda,

"Geri verin
Arnavut kaldırımı yollarda
Bir kızın saçlarında
Gönlümün vals yaptığı
Akasya kokulu sabahlarımı" dedirten şarkıların sahipleriydi onlar ne de olsa.

30 yıl geçse de coşkularından, gençliklerinden ve enerjilerinden birşey eskilmediğini görmek çok güzel. Bazı insanlar hiç yaşlanmaz, Derya Köroğlu işte o insanlardan biri. Murathan Mungan'ın her ne spekülasyon sonucu olursa olsun katkısı bence çok büyük, eşsiz bir buluşma olmuş...

Yeni Türkü'nün bol flütlü, kemençeli, klarnetli ezgilerinin arasında okuduğunuz her cümlede, konuştuğunuz her insanda bulduğunuz aşkınıza rastlayabilir, herşeyin kendi dilinde konuştuğu dünyanın kapılarını aralayabilirsiniz. Ne de olsa onlar, denizlere çıkan sokakların, İstanbul'u güzel ama zabitlerini yaman bulanların, şiirlerle şarkılarla kendini avutanların, göç yollarında kaybolanların, maskeli baloda dans etmeye devam edenlerin şarkılarıdır.

Mucize gibi gelen bir başka şarkıları da "sesler yüzler sokaklar", yine sözleri ile Murathan Mungan'a şapka çıkarmayı hakettirir bana göre:

"Kıvrılırken bir kentin alanına
Tutunur geçmiş yıllarına
Tutunur anılarına
İnce uzun duvarlar
Kaç hayat yaşadınız söyleyin
Sesler yüzler sokaklar"


Düşünüyorum da ayçiçeğinin bana bu kadar huzur vermesinde belki de "Günebakan" ezgilerinin bile katkısı olabilir, bilinçaltı işte, nereden vuracağı hiç belli olmaz.

17 Temmuz 2009 Cuma

A girl can never have too many shoes

Her insanın zaafları vardır. Benim de var... Ev taşıma sonucu yeni dolaplara yerleşirken bunlar daha da bir gözümüze çarpıyor haliyle. Yani hep orada parça parça olduğunu bildiğiniz halde şimdi toplu gösterimle karşınıza çıkıyor.

Efendim "ayakkabı" deyip geçmeyelim... Çeşitliliğin ana nedeni erkekler arasında daima merak konusu olmuştur ama şöyle açıklamak isterim ki, her event'in, sezonun ve hatta moodun ayakkabısı farklı oluyor. Örneğin kışın çizme desek topuklusu, düzü yada son yıllarda çıkan ugg tarzları, günlük hayatımızda ise; düz, babet, spor, sandalet, sivri burun, yuvarlak burun, sadece ucu açık, sivri topuk, kalın topuk, platform topuk, dolgu topuk formları, terlik desek; düz ve topuklu terlikler, spor ayakkabılar, taşlı, bantlı ve tokalı ayakkabılar vs vs... derken sonu olmayan bir dünya çıkıyor karşımıza...Bununla birlikte kimliğinizi sadece bir ayakkabı ile değiştirmek oldukça eğlenceli bir durumdur ki babet ile şeker kız, sandalet ile özgür kız, dolgu topuk ile şehir kızı, ince topuklu ayakkabılar ile feminen kız, botlar ile asi kız havasina bir anda girebilirsiniz.


Toplu gösterim-2009 Temmuz


Benim açımdan olay şöyle başladı. Hayatımda ilk maaşımı aldığım gün (ilk asistan maaşım) gidip ilk ve son CAT botlarımı almıştım, o yıllarda son derece "in" idi, sonrasında her kendimi ödüllendirişim bir ayakkabı ile oldu... Japonya'daki Çin malı ucuz ayakkabılar da üstüne tuz biber ekince 9 ay gibi bir zamanda bunun iki katı rakama ulaşmam pek de zor olmadı bu şartlarda...

Bu durumun kontrendikasyonları:

1- Evde en çok yeri kapladığınızdan ailenin diğer fertlerine karşı vicdan azabı duyarsınız.
2- Hepsini giymek kısmet olmadığından yıllarca giymediğiniz bi dolu ayakkabınız olur, atamazsınız da, öylece arada sıkışmışlardır.
3- Birini atmadan yenisini alacak durumda değilsinizdir.
4- Varsa erkek arkadaşınız/eşiniz/annenız/babanız her fırsatta ayakkabı rakamını gözünüze sokmak için tetikte beklemektedir..
"-Bence onu artık alma, sende çok var zaten..
-Ne olacak, senin de "n" çift ayakkabın var, biz bişey diyor muyuz..." dialoglarının yaşanması an meselesidir.
5- Naparsanız yapın Japon İmparatoru size madalya vermeyecektir(!).

Endikasyonları:

1- Her yılın ve sezonun modasına uygun (sivri burun, yuvrlak burun, açık burun) birkaç çift ayakkabınız mevcuttur. Sezonlar gelip geçse de bu sizi zerre kadar etkilemez.
2- Bir geceye giderken elbiseye ayakkabı rengi uydurme derdiniz yoktur, nasılsa her renkten vardır.
3- Arada evde giyip dolaşabilir, uzun zamandıır giymediğiniz ayakkabılarınızla hasret giderebilirsiniz.
4- Ev gezmelerinde yanınıza alacak bir çift tertemiz ayakkabınız mutlaka vardır.
5- Manolo Blahnik'in kadınların ayakkabı tutkusunu anlayabilmiş olan ender erkeklerden olduğunu kabullenip, "Sex and the City" dizisinde Carrie Bradshaw rolündeki Sarah Jessica Parker, hırsızla karşılaştığı bir sahnede "Fendi çantamı, yüzüğümü, saatimi al ama Manolo'larıma dokunma!" dediğinde bunu herkesin aksine gayet doğal karşılayabilirsiniz.


Favori dizaynım




Babet denen tarz böyle birşey, tabanı düz ve 90% önü kurdelalı yada taşlı


Kişisel gelişimim sağdan sola:
İlk maaşımla aldığım Caterpillar botlar -2001-
Amerika günlerinde Payless'ten $10'a aldığım kırmızı botlar -2005-
Abimin hediyesi olarak ilk aldığım Nike pabuçlar -2000-
Hong Kong'tan $20'a aldığım Converse'ler -2006-
Neden aldığımı hala anlamadığım, son derece tarzım dışı Puma'lar -2007-