
Yüzyılın Aşkları / Çiğdem Talu - Melih Kibar
40 dakikalık bir ibret, aşk, pişmanlıkla geçmiş bir yaşam, tesadüfen iki insani birbirine bağlayan müzik aşkı, muhteşem bir ruh uyumu, yüzlerce beste ve çok "güzel" iki insanın hazin hikayesi bana göre...
Her izleyişimda gözyaşlarımı tutabilmem mümkün değil; sarsıcı bir öykü.
-----
O günlerde Melih Kibar kimya eğitimine devam etme kararı aldı. Ve master için İngiltere’ye, University College of Swansea’ye gitti.
Melih Kibar :
“4 Ekim’de artık master yapmak üzere Türkiye’den ayrıldım. İngiltere’ye gittim. İlk gittiğim zaman babamla birlikteydik. O gece Swansea’deki kampusun içinde bir yurtta kalacağım. Ama bir gün sonra açılıyor okul, Türkiye’den her gün İngiltere’ye uçuş yoktu, onun için ben bir gün önce gittim. Müthiş bir fırtına vardı ama inanılmayacak tarifi mümkün değil. Ben o fırtınada nasıl sağ kaldım bilmiyorum. Karanlık, bütün binalar karanlık çünkü öğrenciler ertesi gün gelecek, hayat o zaman başlayacak. Bir tane yaşlı gece bekçisi var. Ağaçlar yıkılıyor, okyanus fırtınası. Kopuyor ortalık, moralim bozuldu, babama da bir şey söylemiyorum. Sonra odadan çıktım, babama ‘Ben bir etrafa bakayım’ dedim. Bir karanlık koridorda ‘güm’ diye bir şeye çarptım. Baktım piyano. Otomatikman elim kapağa gitti, kapağı da açık oturdum, piyanoma gene anlatmam lazım, piyanoca bir şey. O korkumu kompanse etmem gerekiyor, anlattığım zaman çıkıyor ortaya. Çok hoşuma gitti, koşarak odama gittim. Odamı zar zor buldum, bavulu açtım bir kayıt cihazım vardı, kasete o parçayı çektim. Babam ertesi gün dönüyordu. Ve hiçbir şey bilmeden Çiğdem’e gitti bu kaset. Yani Çiğdem Talu – Melih Kibar beraberliği mi aşkı mı ne dersen de, ne isim verirseniz verin bunun en güzel sembolü budur. Ama bu örnekten dolayı aşk diyemiyorum, aşk bana cılız geliyor. Bir buçuk ay sonra filan Çiğdem’in mektubu geldi. Gene o her zamanki üslubuyla ‘Seni gidi seni gene neler yapmışsın, çıldırttın beni’ diye yazmış. Ama bilmiyor o parçanın neden yapıldığını, ‘Ekte sözleri bulacaksın inşallah unutmazsın’ diyen pembe iki sayfalık bir mektuptu, pembe bir zarfta gelmişti. Nerede okuduğumu bile hatırlıyorum odada. Birinci sayfayı öteki kağıdın altına alıp sözlere bakıp da başlığı görünce ben duvara tutundum. İçimdeki Fırtına’ydı şarkının adı.”
Gün ağarırken
Tek başıma oturmuşsam
Henüz daha gözlerimi
Bir an bile yummamışsam
Sen yoksan yine
Bense yorgun ve yalnızsam
Hele bir de...
Bir de canım
Hasretine kapılmışsam
Ve gözümde tütüyorsan
Buram buram
İşte o an bir fırtına kopar
Sanki o an yer yerinden oynar
Hoyrat bir rüzgar eserken
Sallanan gemi misali
Sallanır durur içimde dünya
İşte o an bir fırtına kopar
Sanki o an yer yerinden oynar
Kül rengi bir akşam vakti
Kaybolan renkler misali
Kaybolur gider gözümde dünya
İşte o an bir fırtına kopar
Sanki o an yer yerinden oynar
Bir koca çınar dalından
Savrulan yaprak misali
Savrulur gider güzelim dünya
Melih Kibar :
“Melih Kibar & Çiğdem Tâlu bir tesadüf değil. İçimdeki Fırtına da bir tesadüf değil. Bu müthiş bir şeydir yani. Ondan sonra Çiğdem’e telefon açtım, 8 buçuk saatten fazla bekledim telefonun başında, 8 saat 40 dakika filan bekledim. ‘Çiğdem sen bu parçayı neden yaptığımı biliyor musun?’ dedim. Ağladık telefonda ondan sonra karşılıklı. Bu başka bir şeydir yani, Allah insanlara bunu yaşatmalı, bu çok özel bir şey. Ondan sonra herkes Çiğdem Talu – Melih Kibar olarak bizi görmeye başladı, Çiğdem dendiği zaman Melih, Melih dendiği zaman Çiğdemdik biz.”
--------------------------
Melih Kibar'a içten içe kızıyorum bu belgeseli her izlediğimde, bunca dert etmeye ne gerek vardı statüyü, yaşı, çevreyi, ruh eşini bulmuş olmak bunun üstesinden gelmenize yetmiyor muydu? Bu iki insanın herhangi bir zaman diliminde çarpışması, karşılaşması gerçekten de bir lütuftur bence. Kendi tabirince "sinerji" yakalamış olmak.. Çiğdem Talu, 44 yaşında göğüs kanserinden yalnız öldü, Melih Kibar ise 54 yaşında yine kanserden (malign melanom denen bir cilt kanseri) yine yalnız öldü. Aradaki 12 yaş farkını belki de dünyada Çiğdem Talu'dan 10 yıl fazla kalarak yakaladı ama böyle olmayabilirdi, böyle olmamalıydı...
Çiğdem Talu'nun arkasından, "Ben Çiğdem'den sonra şarkı sözü yazarı olarak Çiğdem’in Ç’sinin çengelini bile bulamadım" diyecek ve uzun bir sessizlik döneminden sonra yeni bir beste yaparak adına “Sessiz Veda” diyecekti. Ve ardından insanlar onun "biricik aşkı" ile kavuşmaya gittiğini söyleyecekti...
Bana göre ise, "bir koca çınar dalından savrulan yaprak misali" bu aşkı yakalamaya ve pişmanlığına son vermeye gitti...

Bir parça daha fazla fikir sahibi olmak için kitabi alın, DVD'sini izleyin ya da en azından bu röportaji okuyun derim.
http://www.derki.com/sayfalar10/anaroportaj.html



